Gerçeğe Davet

Thursday, December 14, 2006

TEMPO DERGISI'NIN ADNAN OKTAR ILE YAPTIGI ROPORTAJ

“Benim asıl istediğim, bütün Türk dünyasında, İslam dünyasında birlik, kardeşlik olsun. Büyük Türkiye olsun. Türk-İslam aleminin lideri olarak, Avrupa Birliği’ne girelim. Süper güç olalım. Anadolu’daki güzel sevgi, şefkat, merhamet anlayışı, bütün dünyaya yayılsın. Amerika’da, Avrupa’da bir ruhsuzluk hâkim. Aile sevgisi yok, insan sevgisi yok, merhamet yok, şefkat yok. Egoistlik ve bencillik alabildiğine yayılmış. Bunlar ortadan kalksın. Anadolu’daki o güzel İslam sevgisi dünyaya yayılsın istiyorum.”


Oktar Babuna’nın annesi ve babası için birtakım iddialarda bulunmasına ne diyorsunuz? Aileler neden şikayetçi?

Ben, o tartışmaları basından duyuyorum. Duydum. Karşılıklı iddialaşmalar var. Bunlar, en azından aile içinde halledilmesi gereken şeylerdir. Böyle, bu şekilde, kamuoyu önünde tasvip edilebilecek şey değil. Bir eksik, kusur varsa, babasında bir yanlış görüyorsa, kendisine gidip anlatabilir, söyleyebilir. Babası onda bir kusur eksik görüyorsa, yine ona bunu söyleyebilir. Ama bunu, böyle kameraların karşısında, karşılıklı, iki tarafın da birbirini suçlaması... Ben tasvip etmiyorum.

İnsanlar tabiî görmediği şeylerle ilgili, bir kuşku ve şüphe içinde olabilirler. Ama görüp tanıdıktan sonra bu genele dağılır. Benimle görüşmeyen bir insan, belki vesvese içinde olabilir. Ama görüp, tanıdıktan sonra genellikle insanlar bana karşı hem sevgi duyuyorlar hem de saygıları çok güçlü oluyor. Bunun nedeni; ben samimi insanım. İçi dışı birim. Gizlim, saklım yok. Fikirlerimi de açık açık kitaplarımda yazıyorum. Dergilerde, gazetelerde fikirlerimi beyan ediyorum. Benim fikirlerim, kitaplarımda. Etrafıma adam toplamak gibi bir durumum yok. Öyle bir şeye ihtiyacım da yok. Çünkü ben fikirlerimi anlatacaksam, zaten kitaplarımda anlatabiliyorum.

Bütün gününüz kitap yazmakla mı geçiyor?

Tabii okuma, araştırma, yazma benim geniş vaktimi alıyor. Ama sadece bunlar değil tabii. Benim boş vaktim de oluyor. O vakitlerde de genellikle sürrealist, güzel resimler yapıyorum. Hatta 3 metreye 3 metre, 3 metreye 2 metre, büyük tablolarım var. Onlarla uğraşıyorum. Arkadaşlarımın çoğuna hediye ettim. Onların işyerlerinde var bu tablolar. Çok da beğeniyorlar. Hayvanları severim. Kedilerim var. Tavşanlarım var. Onlarla ilgileniyorum. Köpeklerim var. Çiçeklerle ilgileniyorum. Ama tabii sohbetlerim de oluyor arkadaşlarımla. Bu tip dost sohbetleri, bu tip arkadaş sohbetleri oluyor.

Ben sevgiden, şefkatten, merhametten hoşlanan bir insanım. Benim çevremdeki insanlar, beni bilirler. Son derece merhametli bir insanım. Şefkat doluyum. İnsanlara sevgiyle yaklaşmak, benim en çok hoşlandığım şeylerden birisi. Dinimizin hedefi de zaten sevgi, merhamet, dostluk. Ben din terbiyesi içerisinde kendimi yetiştiriyorum. Dolayısıyla tabii ki hedefim sevgidir, merhamettir, şefkattir, muhabbettir. Verilen imaj, bir tek benim için yapılan bir şey değil. Bu tarih içinde, Allah yolunda mücadele eden herkese -ne kadar iyi olursa olsun, ne kadar sevgi dolu olursa olsun, ne kadar şefkatli olursa olsun- çok vahim isnatlarda bulunulmuştur. Mesela Peygamber Efendimiz (sav)’e delilik iddiasında -haşa- sahtecilik, yalancılık iddiasında bulunulmuştur. Bütün peygamberlere ve onlara bağlı olan diğer Müslümanlara, çok galiz iddialarda bulunulmuştur. Hazreti İsa’ya, İbrahim’e, Musa’ya, İshak’a da aynı iddialarda bulunulmuştur.

Peki peygamberler gibi aynı şeye mi maruz kaldığınızı düşünüyorsunuz?

Peygamberler ve onların yolunda olan insanlara da... Peygamberlerden Hz. İsa’nın yardımcılarına da zulüm edilmiştir. Peygamberimizin sahabelerine zulüm edilmiştir. Hatta sahabeleri yakmışlardır, ateş çukurunda. Bununla ilgili ayet var.

Siz de aynı şeye mi tabi tutulduğunuzu düşünüyorsunuz?

Allah yolunda olan her insanın, başına bu gelir. Eğer ben Allah’ı ve dini savunmasaydım hiçbir sorun çıkmazdı. Sorunun ana nedeni Allah’ı, dini savunmamdır. Darwinizm’e karşı olmasaydım, Allah’ı, dini savunmasaydım, inanın hiçbir sorun çıkmazdı. Konu sadece budur. Benim asıl istediğim, bütün Türk dünyasında, İslam dünyasında birlik, kardeşlik olsun. Büyük Türkiye olsun. Türk-İslam aleminin lideri olarak, Avrupa Birliği’ne girelim. Süper güç olalım. Anadolu’daki güzel sevgi, şefkat, merhamet anlayışı, bütün dünyaya yayılsın. Amerika’da, Avrupa’da bir ruhsuzluk hâkim. Aile sevgisi yok, insan sevgisi yok, merhamet yok, şefkat yok. Egoistlik ve bencillik alabildiğine yayılmış. Bunlar ortadan kalksın. Anadolu’daki o güzel İslam sevgisi dünyaya yayılsın istiyorum.

Kendinizi mehdi mi ilan ettiniz ?

Mehdi, hiçbir zaman, ben mehdiyim demez. Rivayetlerde de böyle belirtiliyor. Ayrıca ben, mehdilikle ilgili, bir imada dahi bulunmadım. Çok komik olur, yani böyle akılsızca bir iddia ki bunu ben yapmam. Hiçbir zaman için de yapmadım. Hiç kimse de böyle bir iddiada bulunamaz. Ama mehdi ile ilgili hadisleri bir araya getirdim, bunları yorumsuz olarak aktardım. Bunlarla ilgili sitemde bilgi var, kitaplarım var. Bunlar doğru. Ama bu konularla ilgilenen, bu konuda kitap yazan her insana, ‘acaba senin böyle bir iddian var mı?’ derler. Deniyor. Ben de açıkça söylüyorum, benim böyle bir iddiam yok. Mehdilik ayrıca bir iddia değildir. Gayret etmekle çalışmakla, mehdi olunmaz. Profesörlük gibi değildir, mehdilik. Mehdi yaratılmak lazım. Kaderde olması lazım. Mesela ‘ben İsa olacağım’ demekle İsa olunmaz. ‘Hazreti Muhammed olmak istiyorum’ deyip, Hazreti Muhammed olunmaz.

Eğitiminiz nedir?

Lise öğrenimimi Ankara’da tamamladım. Sanatı, Cenab-ı Allah’ın kusursuz yaratışının bir tecellisi olarak gördüğümden ve resim yapmaya olan ilgim nedeniyle, 1979 yılında İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi, Endüstri Tasarımı Bölümü’ne derece ile girdim. Böylece yüksek öğrenim hayatım başlamış oldu. Daha sonra da felsefi akımları, özellikle de Marksizm, Leninizm, Sosyal Darwinizm ve komünizm gibi, insanlığa büyük belalar getiren ideolojilerin mantık örgüleri hakkında daha geniş kapsamlı bilgi edinebilmek için, İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde öğrenim gördüm.

Bugüne kadar 250’ye yakın kitap yazdınız? Bir kitabı kaç günde yazıyorsunuz?

Ele alacağım konuya göre, eserlerimi kaleme alma sürem değişmektedir. Fen bilimlerindeki verilerden istifade ederek yazdığım kitaplarımın, yazım aşamasının bitmesi, nispeten daha uzun sürüyor. Zira çok detaylı araştırmalar yapılması gerekiyor. Bilimde, gelişen teknolojiyle birlikte sürekli yeni bulgular elde ediliyor. Bunları mümkün olduğunca eserlerime aktarmaya çalışıyorum. Çünkü Yüce Allah’ın doğada var ettiği kusursuz dengeleri, canlılara bahşettiği hayat sistemleri ve fonksiyonları en ince ayrıntısına kadar ortaya koymayı son derece önemli görüyorum.

İmani konularla ilgili eserlerimi ise genellikle birkaç günde bitirdiğimi söyleyebilirim. Orta öğrenim gördüğüm yıllardan beri, düzenli olarak Kuran-ı Kerim okuduğumdan ve büyük İslam âlimlerinin hemen hemen tüm eserlerini bitirdiğimden, bilgi birikimimi Allah’ın izniyle süratle yazıya dökebiliyorum.

250’ye yakın kitabınızın binlerce baskısını bedava dağıttınız. Bunun maliyeti nedir?

Eserlerimin yayıncısı olan Global Yayıncılık, bazı kitaplarımı dönem dönem promosyon amacıyla ücretsiz olarak dağıttırmaktadır. Bu faaliyet, Global Yayıncılık yönetiminin tamamen ticari amaçlarla aldığı bir karar neticesinde gerçekleşmektedir. Her kitap şirketinin promosyon çalışması vardır. Bu da o tür bir çalışmadır.

Mali kaynaklarınız nelerdir?

Aile büyüklerimizden kalan miraslar var. Bunların gelirleri bana yetiyor. Büyük bir harcama gereksinimim olmuyor. Zira zamanımın büyük bölümü kitaplarımı yazmak ve yakın dostlarımla görüşmek ile geçiyor. Kitaplarımın satışından, herhangi bir telif hakkı almıyorum. Bu kitapları yalnızca Allah rızası için yazıyorum. Maddi hiçbir beklentim yok.

Davanız zamanaşımı nedeniyle ortadan kalktı. Yani aklanmadınız...

Davanın zamanaşımına uğraması tabii ki istediğim bir sonuç değildi. Ben beraat bekliyordum. Dosyada, en küçük bir suç unsuruna işaret edebilecek, tek bir kanıt bile yok. Buna mukabil masumiyetimize ilişkin klasörler dolusu belge var. Dolayısıyla delillerin gösterdiği şu ki; zamanaşımı dolmasaydı beraat olacaktı. Zamanaşımı kararı beraat hakkımızı elimizden almış gibi bir şey oldu. Ancak Yüce Allah kaderi demek ki böyle yaratmış.

Çevrenizdekiler neden tek tip kıyafet giyiyor? (Kızlar pantolon, ceket, balıkçı yaka kazak, fular; erkekler tak›m elbise, jöleli saç ve bronz ten)

Öncelikle şunu söyleyeyim, çevremde bu dediğiniz tarzda kıyafetli insanları çok nadir görüyorum. Etrafımdaki insanlardan kastınız eğer, fahri başkanı bulunduğum vakıfların camialarının mensuplarıysa, reşit bireyler olarak kendi istedikleri şekilde giyiniyorlardır, diye düşünüyorum. Benim kesinlikle, bu vakıfların camialarına mensup insanların kıyafetleri ile ilgili bir talebim olmuyor, zaten olamaz da. Ayrıca bahsettiğiniz bu kıyafetleri ülkemizde pek çok insanın üzerinde görebilirsiniz. Özel bir mana taşıdığını düşünmüyorum.

İmamlar ve bacılar şeklinde örgütlendiğiniz öne sürülmüştü.

Onlar, gazete dedikodularından derlenip polis tutanaklarına yazılmış uydurma şeyler. O tutanaklar, öyle bir şiddet ve baskı ortamında düzenlendi ki kime hangi evrak getirilse mutlaka imzalardı. Önümüze getirilen düzmece ifadeleri imzalamaktan başka ikinci bir yol yoktu. Zaten o sahte tutanakları hazırlayanlar, bugün hem polislikten atıldılar hem de işkence suçundan yargılanıyorlar.

Beş vakit namazı kıldırmadığınız, iddia ediliyor.

Namaz, İslam’ın şartlarından biridir. Asla, hiç kimseye iki vakit namaz kılın, beş vakit kılmayın diye bir şey söylemedim. Namaz Cenab-ı Allah’ın emridir. Beş vakit namazımı kılıyorum.

Ailelerin, çocuklarını ikna ya da tehdit yoluyla kontrol ettiğiniz yolundaki iddialarına ne diyorsunuz?

Bakın, benim aleyhimde, birinden bir şey duyduğunuzda bunun kaynağını ve delilini mutlaka çok iyi inceleyin. Yoksa, yanlış yönlendirilebilirsiniz. Şimdi bunlar da fikren bana husumet besleyenlerin, uydurdukları mesnetsiz ithamlar. Bu yalanlar, bizzat muhatapları tarafından, birinci ağızdan reddedildi. Sorduğunuz için cevap vereyim; benim yanımda çalışan hiç kimse bulunmuyor. Yakınlarıma ve arkadaşlarıma ise hiçbir zaman böyle telkinlerde bulunmadım. Bulunmam da mümkün değil.

Aile sevgisinin, Allah’a şirk koşmak olduğunu söylediğiniz öne sürülüyor.

Böyle bir şey söylemedim. Ben Ehl-i Sünnet inancını benimsemiş bir insanım. Peygamberiz aile kavramına çok önem verirdi. Resulullah (sav) bir hadis-i şerifinde “Sizin en hayırlınız ailesine karşı en hayırlı olanınızdır” buyurmuştur. Benim, aksini savunmam, inancım gereği mümkün değildir.

BAV'IN ÇALIŞMALARI NATURE DERGİSİ'NDE

Dünyaca tanınmış bilim dergisi Nature’ın 23 Kasım 2006 tarihli sayısında “Evrim Karşıtları Avrupa’da Profillerini Yükseltiyorlar” başlıklı özel bir haber yayınlandı. Haberde, Maciew Giertych isimli Polonyalı bir biyoloğun Avrupa Parlamentosundaki parlementerler için düzenlediği “Avrupa’da Evrim Teorisini Öğretmek” başlıklı seminere yer verildi.

Nature Dergisi’ndeki haberde İtalya, Almanya, Polonya, Fransa ve İngiltere gibi Avrupa ülkelerindeki okulların müfredatlarında, evrim ve yaratılış konularının ne şekilde yer aldığı ele alınıyordu. Haberde Bilim Araştırma Vakfı’nın Türkiye’deki çalışmalarına da yer verilmişti:

“Hareketin en güçlü olduğu yer Avrupa Birliği’ne girmeye hazırlanan Türkiye’dir... Ana yaratılışçı organizasyon, Bilim Araştırma Vakfı, önde gelen Amerikan yaratılışçıları konferans vermeleri için sık sık Türkiye’ye davet etmekte.

Jones birçok yaratılışçı yayının indirimde bulunduğu ve son derece popüler olduğunu kanıtladığını söylediği İstanbul Kitap Fuarı’ndan yeni döndü. Jones şu açıklamada bulundu:

“Yaratılışçılık Türk politikasında ana bir konu; tartışma Amerika’dan çok daha gergin. Bütün okullarda okutulan biyoloji kitapları yaratılışçı tonda.”

Haberde ayrıca, Almanya’daki bazı okullarda Yaratılış gerçeğinin öğretilmesinden kaynaklanan tartışmaya ve İtalyan Eğitim Bakanı Letizia Moratti’nin isteğiyle evrim teorisinin orta öğretim müfredatından çıkarılmasının ardından yaşananlara yer verilmiş.

Rusya’daki yaratılışçı grupların yürüttükleri yaratılış araştırmalarından da örnekler verilen haberde, özellikle İngiltere’de yaratılışçılığın hızla yükseldiği belirtilmektedir:

Londra Üniversitesi Koleji’nden evrim hakkında yaygın olarak ders vermiş olan genetikçi Steve Jones, yaratılışçı grupların artan etkilerinden endişelenenlerden birisi. “Evrimle ilgili olarak geçen 20 yılda 100 binden fazla İngiliz okul öğrencisinin önünde konuştum, ancak bu zaman zarfında, bana yaratılışçılıkla ilgili hiç soru sorulmadı. Ancak geçen birkaç yıldır, nereye gitsem bu sorularla karşılaşıyorum.”

Jones, haberin sonunda Avrupa ülkelerinde evrim teorisinin hiçbir zaman ABD’deki gibi güç kaybetmeyeceğine, her zaman evrimin güçlü kalacağına inandığını, ancak Türkiye için aynı duyguları taşımadığını dile getirmektedir. Bu açıklamalar, Bilim Araştırma Vakfının ve Harun Yahya’nın Darwinizm konulu çalışmalarının güçlü etkisini gözler önüne sermektedir.

Saturday, December 02, 2006

KİTAP EHLİNDEN İMAN EDENLER BİRBİRLERİNİN VELİSİDİRLER

İslam, barış, sevgi ve hoşgörü dinidir. Ancak günümüzde bazı çevreler İslam ahlakını yanlış bir imajla tanıtmaya çalışmaktadırlar. Yeryüzünü bir "barış ve esenlik yurdu" haline getirmeyi emreden İslam dinini, tam zıddı şekilde göstermeye çalışan bu çevreler, diğer dinlerin mensupları ile Müslümanlar arasında bir uyuşmazlık var gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Oysa İslam ahlakının, Kuran'da "Ehl-i Kitap" olarak isimlendirilen Yahudilere ve Hıristiyanlara karşı bakışı son derece adil ve merhametlidir. Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir:

Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarıınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. (Mümtehine Suresi, 8)

İçlerinde zulmedenleri hariç olmak üzere, Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki: "Bize ve size indirilene iman ettik; bizim ilahımız da, sizin ilahınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuz." (Ankebut Suresi, 46)

Kuran'da Kitap Ehli'nden samimi iman edenler olduğu ise şöyle bildirilmektedir:

Şüphesiz, Kitap Ehlinden, Allah'a; size indirilene ve kendilerine indirilene -Allah'a derin saygı gösterenler olarak- inananlar vardır. Onlar Allah'ın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın almazlar. İşte bunların Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çok çabuk görendir. (Al-i İmran Suresi, 199)

... Kitap Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır. Onlar hayırdan her ne yaparlarsa, elbette ondan yoksun bırakılmazlar. Allah, muttakileri bilendir. (Al-i İmran Suresi, 113-115)

Gerçek şu ki, iman edenlerle Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a, ahiret gününe inanan ve salih amellerde bulunanlar; onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. (Maide Suresi, 69)

Allah'ın kullarına bir hidayet rehberi olarak gönderdiği hak kitaplarında sevgiye, barışa, hoşgörüye ve adalete dayalı bir toplum modeli tarif edilmektedir. Örneğin Allah Maide Suresi'nde Yahudilere indirilen Tevrat'ın insanlar için bir yol gösterici olduğunu bildirmektedir:

Gerçek şu ki, Biz Tevrat'ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.)... (Maide Suresi, 44)

Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar, aralarındaki tarihsel sorunlara, ön yargılara, yanlış anlamalara veya taassuba dayanan tartışmalara ve çekişmelere tamamen son vermelidirler. Her üç dinin mensupları da birbirlerine anlayış ve hoşgörü içinde yaklaşmalıdır. Önemli olan, farklılıkları değil ortak noktaları gündeme getirmek, zorlaştırıcı değil kolaylaştırıcı, yıkıcı değil yapıcı, engelleyici değil yardımcı, ayırıcı değil tamamlayıcı, bölücü değil birleştirici olmaktır. Allah Kuran'da iman edenler üzerindeki bu sorumluluğu şöyle bildirmektedir:

İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)

Allah iman edenlere yeryüzünde barışı sağlamalarını ve barışın koruyucuları olmalarını emretmiştir. Yeryüzünde bozgunculuk yapanları, haklı bir gerekçesi (savunma veya mazlumları kurtarma amacı) olmadan savaş çıkaranları, düzeni bozanları, masum insanları katledenleri lanetlemiştir. Rabbimiz'in emrettiği ahlakı yaşayan müminlerin, önemli sorumluluklarından biri de insanlar için barışı ve güvenliği sağlamak, tüm insanların huzur içinde yaşayabilecekleri bir dünya meydana getirebilmektir.

Savaşların, çatışmaların ve her türlü kargaşanın temelinde insanların gerçek din ahlakından uzaklaşmaları vardır. Kimi zaman da sözde din adına ortaya çıkan bazı kimselerin sapkın yorumları, gerçek din ahlakı hakkında yeterince bilgi sahibi olmayan kimseler üzerinde etki edebilmektedir. Ve bu durum onları din ahlakına hiçbir şekilde uymayan eylemler yapmaya yönlendirebilmektedir. Anlaşmazlıkların ve sorunların şiddet yoluyla çözülmesi gerektiğine inananlar, baskıcı ve despot uygulamalarıyla insanlara zulmedenler karşısında iman edenlerin iş birliği önem kazanmaktadır.

İman eden her Hıristiyan, her Müslüman, her Yahudi bu doğrultuda elinden gelen tüm çabayı göstermekle mükelleftir. Tek bir Allah'a iman eden, O'nun rızasını kazanmaya çalışan, O'na tam bir teslimiyetle teslim olmuş, O'na gönülden bağlı, O'nu yücelten, temelde aynı değerleri savunan Müslümanların, Yahdilerin ve Hıristiyanların ortak hareket etmeleri en doğrusudur. Samimi olarak iman edenler, din ahlakının yaşanması, dinsizliğin neden olduğu belaların engellenmesi, ateizm ve materyalizmle fikri alanda mücadele edilmesi konularında ittifak etmelidirler.

Bilgisizlikten veya din ahlakına karşı olanların provokasyonlarından kaynaklanan ön yargılar ortadan kaldırılmalı, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar el ele vererek güzel ahlakı yeryüzüne yaymaya çalışmalıdırlar. Bu birlik, sevgi, saygı, hoşgörü, anlayış, uyum ve işbirliği prensipleri temel alınarak bina edilmelidir. Durumun ne kadar acil olduğu göz önünde bulundurulmalı; çekişme, tartışma ve ayrılığa yol açacak unsurlardan şiddetle kaçınmalıdır. Kuran'da Müslümanların Kitap ehline birlik çağrısı şöyle bildirilmektedir:

De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim."… (Al-i İmran Suresi, 64)

Friday, December 01, 2006

AVRUPA’DA EN HIZLI YAYILAN DİN İSLAM

Son yirmi yıldır dünya genelinde Müslümanların sayısında istikrarlı bir artış söz konusudur. 1973 yılında yapılan istatistikler dünya çapında Müslüman nüfusun 500 milyon olduğunu gösterirken, bugün bu rakam 1.5 milyara yaklaşmıştır. Her dört kişiden birinin Müslüman olduğu günümüzde, Müslümanların sayısının tarihte ilk defa Hıristiyanların sayısını geçtiği bildirilmektedir. Müslüman nüfusun sayısının yakın gelecekte daha da artacağı ve İslam'ın dünyanın en büyük dini haline geleceği tahmin edilmektedir. Bu istikrarlı yükselişin nedeni, sadece Müslüman ülkelerin nüfuslarının artış hızı değil, aynı zamanda diğer dinlerden ve kültürlerden pek çok insanın İslam'ı seçmesidir.

Özellikle 11 Eylül 2001 tarihinde Dünya Ticaret Merkezi'ne gerçekleştirilen terör saldırısının ardından İslam’a yöneliş daha da hızlandı. Başta Müslümanlar olmak üzere tüm dünyanın şiddetle kınadığı bu saldırı, bir anda insanların –özellikle Amerikan vatandaşlarının- dikkatlerini İslam'a çevirmelerine neden oldu. İslam'ın nasıl bir din olduğu, Kuran'da nelerin haber verildiği, bir Müslümanın sorumluklarının neler olduğu ve gerçek bir Müslümanın nasıl yaşaması gerektiği Batıda en çok konuşulan konular haline geldi. Bu ilgi doğal olarak pek çok ülkede İslam'a yönelen insanların sayısında önemli bir artış sağladı. Böylece 11 Eylül saldırılarının ardından pek çok kişi tarafından dile getirilen, "bu saldırının dünya tarihinin akışını değiştirecek bir olay olduğu" şeklindeki öngörü, bir anlamda gerçekleşmeye başladı. Uzun bir süredir dünya çapında yaşanan dini ve manevi değerlere dönüş süreci, bu olayla birlikte hak din olan İslam'a dönüş halini aldı.

Bazen bir gazete kupüründe, bazen bir televizyon haberinde duymaya başladığımız bu yönelişle ilgili gelişmeler art arda sıralandığında, yaşananların ne kadar olağanüstü olduğu görülecektir. Çoğu zaman sadece gündem maddelerinden herhangi biri gibi sunulan bu gelişmeler, aslında İslam ahlakının dünyaya çok hızlı bir şekilde yayılmaya başladığının çok önemli işaretleridir. Tüm dünyada olduğu gibi Avrupa'da da İslam hızlı bir yükseliş içerisindedir ve bu yükseliş özellikle birkaç yıldır daha çok dikkat çekmektedir. Son yıllarda 'Avrupa'da İslam'ın yükselişi', 'Müslümanların Avrupa'daki konumu', 'Avrupa toplumları ve Müslümanlar arasındaki diyalog' gibi ana başlıklar altında toplanabilecek pek çok tez, araştırma ve makale yayınlanmıştır. Akademisyenler tarafından hazırlanan bu yayınların yanı sıra medya da, İslam ve Müslümanlar konusunu oldukça sık ele almıştır. Bu ilginin temelinde hiç şüphesiz Müslümanların sayısının gittikçe artıyor olması yer almaktadır. Üstelik bu artış iddia edildiği gibi yalnızca Müslüman ülkelerden Avrupa'ya yaşanan göçten kaynaklanmamaktadır. Elbette bu göçlerin de Müslüman nüfusun artışında bir etkisi vardır, ancak pek çok araştırmacının bu konuya yönelmesindeki asıl sebep, din değiştirip Müslüman olmayı tercih edenlerin sayısındaki artıştır. Nitekim 20 Temmuz 2004 Tarihli NTV haberlerinde “Avrupa’da en hızlı yayılan din İslam” başlığı altında Fransız İç İstihbarat Dairesi tarafından hazırlanan rapor ele alınmıştır. Raporda; Batılı ülkelerde, özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından, İslam dinini tercih edenlerin sayısının daha da arttığı belirtilmiştir. Örneğin Fransa’da sadece geçen yıl Müslüman olanların sayısı, 30 ila 40 bin arasında artmıştır....

Katolik Kilisesi ve İslam'ın Yükselişi

Avrupa toplumları içinde İslam'ı seçerek din değiştirenlerin gittikçe çoğalmasını ilgi ile takip eden kurumlardan biri, merkezi Vatikan'da bulunan Katolik Kilisesi'dir. 1999 yılının Ekim ayında yapılan Avrupa Katolik Kiliseler Toplantısı'nın ana gündem maddesi yeni milenyumda kilisenin hangi pozisyonda olacağını değerlendirmekti. Toplantıya katılan hemen hemen tüm din adamlarının asıl olarak üzerinde durdukları konu ise İslam'ın Avrupa'daki hızlı yükselişi oldu. Toplantıda yapılan konuşmaları sayfalarına taşıyan National Catholic Reporter dergisinin verdiği habere göre, bazı radikal kişiler, Müslümanların Avrupa'da güçlenmesini engellemenin tek yolunun İslamiyet'e ve Müslümanlara karşı hoşgörüden vazgeçmek olduğunu belirtirken, daha objektif ve tutarlı olan kişiler de her iki dinin de mensuplarının aynı Allah'a iman ettiklerinin dolayısıyla bu iki din arasında herhangi bir çatışma veya mücadelenin söz konusu olamayacağının altını çizmişlerdir. Öyle ki toplantının Almanca olarak yapılan bir oturumunda, Almanya Kardinali Karl Lehmann, "İslam'da, pek çok Hıristiyan’ın tahmin ettiğinden çok daha fazla çoğulculuk vardır" diyerek, radikallerin İslam ile ilgili öne sürdükleri iddialarında doğruluk payı olmadığını söylemiştir.

Kilisenin yeni milenyumdaki yeri belirlenirken Müslümanların hangi konumda olacağının dikkate alınması, aslında çok yerinde bir değerlendirmedir. Çünkü Birleşmiş Milletler'in 1999 yılında yaptırdığı bir araştırma, Avrupa'da Müslüman nüfusun 1989 ile 1998 arasında %100'den daha büyük bir hızla arttığını göstermektedir. Bugün Avrupa'da, 3.2 milyonu Almanya'da, 2 milyonu İngiltere'de, 4-5 milyonu Fransa'da, diğerleri de başta Balkanlar olmak üzere Avrupa geneline yayılmış yaklaşık 13 milyon Müslüman yaşadığı bildirilmektedir. Ve bu rakam Avrupa nüfusunun %2'sinden fazlasını oluşturmaktadır.

Avrupa'daki Müslümanların Dini Bilinçleri Artıyor

Avrupa'daki Müslümanlarla ilgili yapılan araştırmaların ortaya koyduğu bir başka gerçek daha vardır: Bir yandan Müslümanların sayısı artarken, bir yandan da Müslümanlar arasında dini bilinçlenme de yaşanmaktadır. Fransız Le Monde gazetesinin Ekim 2001 tarihinde yaptırdığı bir ankete göre Avrupa'daki Müslümanlar, 1994 yılında yapılan araştırmaya oranla daha çok namazlarına devam edip daha çok camiye gitmektedirler, oruç tutanların sayısı da 1994'e oranla çok daha fazladır. Üstelik bu bilinçlenme daha çok üniversite öğrencileri arasında görülmektedir.

Aktüel dergisinde, 1999 yılında yabancı basına dayanarak hazırlanmış bir haberde, Batılı araştırmacıların bundan yaklaşık 50 yıl sonra Avrupa'nın İslam'ın en önemli yayılma merkezlerinden biri olacağını tespit ettikleri yer almaktadır.

İslam Avrupa'nın Ayrılmaz Bir Parçasıdır

Sosyolojik ve demografik araştırmaların işaret ettiği bu gelişmelerin yanı sıra unutulmaması gereken tarihi bir gerçek daha vardır. O da Avrupa'nın İslam ile yeni tanışmadığı, aslında İslam'ın Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası olduğudur.

Kuşkusuz Avrupa ile İslam medeniyetleri, birbiri ile yakın ilişki içerisinde olmuş iki medeniyettir. Önce İber yarımadasında kurulmuş olan Endülüs Devleti, daha sonra Haçlı Seferleri ve Osmanlı'nın Balkanları fethi, Avrupa ve İslam toplumları arasında düzenli bir etkileşime neden olmuştur. Ortaçağ karanlığı içine gömülmüş olan Avrupa'daki gelişme ve ilerleme hareketlerinin asıl öncüsünün İslamiyet olduğu bugün pek çok tarihçi ve sosyolog tarafından da dile getirilmektedir. Tıp, astronomi, matematik gibi alanlarda Avrupa'nın oldukça geri olduğunun bilindiği dönemlerde Müslümanların engin bir bilgi hazinesine ve gelişmiş imkanlara sahip oldukları bilinmektedir.

Ortak Bir Kelimede "Tevhidde" Buluşmak

İslam'ın yükselişinin kendisini gösterdiği alanlardan birisi de, son yıllarda hız kazanan 'dinler arası diyalog' çalışmalarıdır. Her üç ilahi dinin de temel çıkış noktasının aynı olduğu ve ortak bir noktada birleşmenin mümkün olduğu görüşünden yola çıkan bu çalışmalar büyük ölçüde başarıya ulaşmış, özellikle Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında önemli bir yakınlaşma söz konusu olmuştur. Allah Kuran'da Müslümanların, Kitap Ehli'ni (Hıristiyanlar ve Yahudiler) ortak bir kelimede buluşmaya davet etmelerini şöyle bildirmiştir:

De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabler edinmeyelim..." (Al-i İmran Suresi, 64)

Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlar, ortak inançlara ve ahlaki değerlere sahiptir. Allah'ın varlığına ve birliğine, meleklerine, peygamberlerine ahiret gününe, cennet ve cehennemin varlığına iman etmek her üç dinin de temel şartlarındandır. Bununla birlikte fedakarlık, alçakgönüllülük, sevgi, hoşgörü, saygı, merhamet, dürüstlük, her türlü haksızlıktan kaçınmak, adil olmak, vicdanlı davranmak gibi güzel ahlak özellikleri de ortak değerlerdendir. Bu nedenle her üç dinin de aynı safta yer alması, yeryüzünde dinsiz ideolojilerin eseri olan çatışmaların, kavgaların ve acıların sona erdirilmesinde son derece önemlidir. Dinler arası diyalog çalışmaları bu açıdan değerlendirildiğinde daha da önem kazanmaktadır. Bu dinlerin temsilcilerini bir araya getiren, ortak seminerler ve konferanslar aracılığı ile barış ve kardeşlik mesajları veren bu girişimler 1990'lı yılların ortalarından bu yana düzenli olarak devam etmektedir.

Kutlu Bir Dönemi Müjdelemek

Tüm bilgiler alt alta konulduğunda, dünya genelinde yoğun olarak İslam'a yöneliş olduğu, İslam'ın dünya gündeminin giderek en önemli konusu haline geldiği açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu gelişmeler dünyanın artık yepyeni bir döneme doğru ilerlerdiğine işaret etmektedir. Bu yeni dönemde, Allah'ın izni ile, İslamiyet önem kazanacak, Kuran ahlakı insanlar arasında dalga dalga yayılacaktır. Bilmek gerekir ki, bu yöneliş tam 14 asır önce Kuran'da müjdelenmiş olan çok önemli bir gelişmedir. Kuran'da Allah şöyle buyurmuştur:

Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33)

Görüldüğü gibi İslam ahlakının yayılması Allah'ın iman edenlere bir vaadidir. Kuran ayetleri dışında Peygamber Efendimizin pek çok hadisinde de Kuran ahlakının dünyaya hakim olacağı bildirilmiştir. Buna göre ahir zaman olarak adlandırılan kıyamet öncesindeki dönemde, insanlar önce haksızlığın, adaletsizliğin, yalanın, sahtekarlığın, savaşların, çatışmaların, kavgaların, ahlaki dejenarasyonun yaygınlaştığı bir dönemi yaşayacaklardır. Bu dönemin ardından ise, Kuran ahlakının dalga dalga insanlar arasında yayılmaya başladığı ve en sonunda tüm dünyaya hakim olduğu Altınçağ gelecektir. Peygamberimiz (sav)'in Altınçağ'ı müjdelediği hadisler ve bazı İslam alimlerinin bu konudaki yorumları şu şekildedir:

Adalet o denli olur ki, uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz. Dünya, adeta Asr-ı Saadet devrine geri döner. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)

... Kurtla koyun birarada oynayacak, yılanlar çocuklara zarar vermeyecektir. İnsan bir avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir. Riya, riba, zina, içki kalmayacak, ömürler uzayacak ve emanet zayi olmayacaktır. Kötüler helak olacak, Peygamber Efendimize buğzedecek kimse kalmayacaktır. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)

İnsanlar oldukça hayırlı, yaşantıları gayet rahat olacaktır. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), tercüme: Müşerref Gözcü, s. 54)

... Eşyayı, malı dağıtacak, fakat bolluktan dolayı kabul eden olmayacaktır... (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s.31)

Hadislerde de görüldüğü gibi Altınçağ adaletin, bolluğun, bereketin, huzurun, güvenliğin, barışın, kardeşliğin hakim olacağı insanlar arasında sevgi, fedakarlık, hoşgörü, şefkat, merhamet, sadakat gibi duyguların yoğun olarak yaşanacağı bir dönem olacaktır. Peygamberimiz (sav) hadislerinde bu kutlu dönemin Hz. Mehdi'nin vesilesi ile yaşanacağını belirtmiştir. Hz. Mehdi, ahir zamanda gelecek ve tüm dünyayı içinde bulunduğu kaostan, adaletsizlikten ve ahlaki çöküntüden kurtaracaktır. O, inkarcı ideolojileri ortadan kaldıracak, dünyanın dört bir yanında devam eden adaletsizlikleri, zulümleri, terörü sona erdirecek, dinin Peygamberimiz (sav)'in dönemindeki şekliyle yaşanmasını sağlayacak, Kuran ahlakını insanlar arasında hakim kılacak, tüm dünyada huzuru ve barışı tesis edecektir.

Bugün dünya üzerinde yaşanan İslam'a yöneliş ve yeni dönemde Türkiye'ye biçilen rol, Kuran'da ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde müjdelenen dönemin çok yakın olduğunun önemli işaretleridir. Temennimiz Allah'ın bizleri de bu kutlu döneme şahit kılmasıdır.